"Dün, Bugün, Yarın" felsefesiyle kültür köprüleri kuran DBY Yayınları, yayın yönetmeni İrfan Güngörür ile yayıncılık serüvenlerini konuştuk. Akademik eserlerin "terzi işçiliğiyle" okura sunulmasından tezlerin kitaplaşma sürecine, kâğıt krizinden prestij projelere kadar pek çok detayı ele aldık. "Okumak Dokunmaktır" düsturuyla geçmişi geleceğe taşıyan bu özel röportajı keyifle okuyacaksınız.

DBY Yayınları, isminin açılımı olan "Dün, Bugün, Yarın" ifadesiyle iddialı bir zaman algısına işaret ediyor. Yayınevinin kuruluş hikayesini ve bu ismin arkasındaki temel yayıncılık felsefesini bizlerle paylaşır mısınız?

Bizim için "Okumak Dokunmaktır." Bu düsturla çıktığımız yolda, harfleri tohumlara, kitapları ağaçlara, kitaplıkları ise uçsuz bucaksız ormanlara benzetiyoruz. DBY Yayınları’nın isminde saklı olan "Dün, Bugün, Yarın" ifadesi, aslında bir döngünün ve büyük bir sorumluluğun tezahürüdür: Dün ekilenlerin bugün biçildiği, bugün dikilenlerin ise yarını besleyeceği bilinciyle hareket ediyoruz.

2010 yılında bu hayalle yola çıktığımızda temel arzumuz; dün bu toprağı sürenlerin sesine bugün kulak verilmesi ve bugün bellenen bu toprağın yarın dillenmesiydi. Çünkü biz inanıyoruz ki; dille bellenen tarih toprağında edebiyat bir ziraattır ve tarihe bereket verir. Yayıncılık felsefemizin merkezinde "aslına sadık kalma" ve "ilmî objektiflik" ilkeleri yer alır. Geçmişin dehlizlerinde sırlanmış hazineleri, metnin özgünlüğüne müdahale etmeden geleceğin okurlarına taşımayı kutlu bir görev addediyoruz. Gerek Osmanlı Türkçesinden aktardığımız eserlerle gerekse yeni telif çalışmalarımızla, bu ülkenin nadir rastlanan zenginlikteki kültür mirasını ihyâ etme mücadelesinin bir parçasıyız. DBY olarak biz, geçmişin birikimi ile gelecek arasında köprü kuran, her kitabıyla zihinlerde kalıcı bir değer bırakmayı hedefleyen bir kültür hizmetinin neferleriyiz.

Özellikle tarih, edebiyat ve ilahiyat alanlarında akademik ağırlığı olan eserler neşrediyorsunuz. Akademik titizliği korurken genel okuyucuya da hitap edebilen bir dil yakalamak zor oluyor mu? Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Bu dengeyi kurmak aslında bir terzi işçiliği gerektiriyor. Tarih, edebiyat ve ilahiyat gibi "ağır" sahalarda eser neşrederken akademik disiplinden asla ödün vermiyoruz; çünkü bizim ilk muhatabımız hakikattir. Ancak bu hakikati, anlaşılmaz bir terminoloji duvarının arkasına saklamamaya da özen gösteriyoruz. Metni, akademik derinliğini koruyarak ve dahi okurun dimağında bir tat bırakacak şekilde hazırlıyoruz. Görsel tasarımdan mizanpaja kadar her aşamada, kitabın sadece bir "kaynak" değil, aynı zamanda keyifle çevrilen bir "yol arkadaşı" olmasını hedefliyoruz.

Türkiye'de akademik yayıncılığın en büyük handikaplarından biri, tezlerin kitaba dönüştürülme sürecidir. DBY Yayınları olarak bir akademik çalışmayı kitaplaştırırken nelere dikkat ediyorsunuz, bir tezi "kitap" yapan temel kriterleriniz nelerdir?

Evet, çok haklısınız; Türkiye’de akademik yayıncılığın en hassas noktalarından biri bu. Bir tezin jüri önünde savunulması ile bir okurun karşısına çıkması çok farklı dinamikler gerektirir. Biz bir çalışmayı kitaplaştırırken öncelikle o hantal "tez dilinden" arınmasını bekliyoruz. Aşırı dipnot yükü, savunmacı bir üslup ve katı şablonlar metni boğar. Bizim için bir tezi "kitap" yapan şey; özgün bir söz söylemesi, akıcı bir anlatıma sahip olması ve o alandaki boşluğu sadece verilerle değil, bir düşünce dünyasıyla doldurabilmesidir. Tezi, akademinin dar koridorlarından çıkarıp hayatın içine, kütüphanelerin en seçkin köşelerine taşıyacak bir forma büründürüyoruz.

Tabii bu süreci her kategorimizde belli bir disiplinle yürüten yayın kurulumuzu da burada mutlaka zikretmek gerekir. Bize kitaplaşmak üzere gelen bir tezin daha önceden bir jüri önünde savunulmuş olmasını tek başına yeterli bir kriter olarak görmüyoruz. Dosyayı kendi akademik süzgecimizden geçiriyoruz; ilgili konudaki üç hakem hocamızın en az ikisinden "olur" onayı aldıktan sonra eser, bizim mutfağımızda gerçek bir kitap olma yolculuğuna başlıyor.

Dijitalleşme ile birlikte yayıncılık sektörü de büyük bir dönüşüm geçiriyor. Matbu kitaba olan sadakatinizle bilinen bir yayınevi olarak, e-kitap ve dijital yayıncılık süreçlerine nasıl bakıyorsunuz?

Dijitalleşme kaçınılmaz bir süreç ve biz de buna teknolojik olarak uyum sağlıyoruz. Ancak bizim için matbu kitap, sadece bir bilgi taşıyıcısı değil; kağıdıyla, kokusuyla, cildiyle ve kütüphanedeki duruşuyla yaşayan bir organizmadır. E-kitap pratiklik sunsa da bir eserin "yarına kalması" noktasında fiziksel varlığının bir mühür olduğuna inanıyoruz. Teknolojiyi bir araç olarak kullanıyoruz ama kitabın o kadim ruhuna, mürekkebin kağıtla kurduğu o özel bağa sadık kalmaya devam ediyoruz. Bizim için kitap, elde tutulan bir mirastır.

Yayıncılık dünyasında artan maliyetler ve kağıt krizi gibi ekonomik zorluklar malum. Butik ve nitelikli yayıncılık yapmaya çalışan bir kurum olarak bu süreçleri nasıl yönetiyorsunuz, kültürel yayıncılığın sürdürülebilirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Maliyetlerin arttığı, kağıdın adeta altın değerine ulaştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu zorlu iklimde butik ve nitelikli yayıncılığı sürdürmek gerçekten büyük bir "sabır ve sebat" işi. Biz bu süreci, seçiciliğimizi daha da artırarak ve geleneksel yöntemleri modern çözümlerle birleştirerek yönetiyoruz. Çok kitap basıp depolarda bekletmek yerine, "vazgeçilmez" olanı, okura en doğru zamanda ulaştırmaya odaklanıyoruz.

Bu noktada, yeni gelişen baskı teknolojileri en büyük yardımcımız oluyor. Artık az sayıda ama yüksek kalitede baskı yapabilmek, bize ekonomik bir esneklik ve pratiklik sağlıyor. Ancak bu durumun mutfakta gizli bir kahramanlığı da var; stoklarımızın devamlılığını bu yöntemle sağlamaya çalışmak, büyük baskı adetlerine göre çok daha fazla takip ve emek istiyor. Haliyle, mutfaktaki ekip arkadaşlarımız bu dinamik süreci yönetirken biraz daha fazla yoruluyorlar. Onların bu tatlı yorgunluğu ve her bir kitabın takibi için gösterdikleri özveri, DBY’nin sürdürülebilirliğindeki en kıymetli dişli. Kültürel yayıncılık bizim için sadece ticari bir faaliyet değil, bir kamu hizmetidir. Zorluklar var ama kültürel mirasın korunması ve bu emanetin yarına ulaştırılması sorumluluğu, her türlü yorgunluğun üzerindedir.

DBY Yayınları kataloğunda "prestij eserler" diyebileceğimiz, kültürel mirasımıza doğrudan katkı sağlayan özel seriler görüyoruz. Önümüzdeki dönemde okurları bekleyen, sizi heyecanlandıran yeni proje veya seriler var mı?

Kültürel mirasımıza doğrudan katkı sağlayan prestij eserler, DBY Yayınları'nın sadece vitrini değil, aynı zamanda varlık sebebidir. Bu noktada bizi en çok heyecanlandıran ve yayıncılık dünyasında büyük bir boşluğu doldurduğuna inandığımız "Osmanlı Şiiri Kılavuzu" projemizden bahsetmem gerekir. Her yıl titizlikle hazırladığımız ve yeni bir cildini okurla buluşturduğumuz bu seri, artık bizim için bir gelenek haline geldi. Bununla birlikte, edebiyat tarihimiz için mihenk taşı sayılan bir diğer büyük projemizin müjdesini de buradan vermiş olalım: Hammer’in "Osmanlı Şiiri Sanatı Tarihi" serisinin devamı üzerinde büyük bir titizlik ve akademik hassasiyetle çalışıyoruz. Bu hacimli eserlerin her bir sayfası, aslında geçmişin estetik dünyasını bugüne taşıyan birer köprü niteliğinde. Tabii ki sürprizlerimiz bunlarla sınırlı değil; mutfağımızda pişmekte olan, hem akademik çevreleri hem de genel okuru şaşırtacak daha pek çok projemiz var. Bu heyecan verici gelişmeleri kaçırmamak adına okurlarımızın bizi yakından takip etmelerini, sosyal medya mecralarımızda ve bültenlerimizde bizimle kalmalarını tavsiye ederim. DBY Yayınları olarak, rafa konulduğunda bir mücevher gibi parlayacak eserler üretmeye devam edeceğiz.

Son olarak, hem bir yayıncı hem de kültür dünyasının içinden biri olarak; bugünün genç araştırmacılarına ve yazar adaylarına "yarına kalacak eserler" üretmeleri noktasında tavsiyeleriniz neler olur?

"Yarına kalmak" isteyen her kalem sahibine ilk tavsiyem; sabır ve samimiyettir. Günümüzün hız çağında hemen netice alma isteği, derinliği öldürüyor. Genç dostlarımız, kendi seslerini bulmak için geçmişin büyük ustalarını çok iyi okumalı ve "Dün"ü bilmeden "Bugün"ü anlayamayacaklarını unutmamalılar. Sadece bilgi yığını değil, bir üslup ve dert inşa etsinler. Bir eserin yarına kalmasını sağlayan şey, içindeki veriden ziyade, o verinin arkasındaki samimiyet ve emeğin titizliğidir. Az ama öz, derin ama duru işler üretmeye odaklansınlar.